KONU: TÜRKİYE’DEKİ GENÇ İŞSİZLİK
Öncelikli olarak bu sunumda resmi veriler ve rakamlardan özellikle uzak durmak istedim. Çünkü ülkemde genç nesil adına gördüğüm sorunları kendi bilgi dağarcığımla açıklamak istedim. Bu yüzden sunumumda resmi rakamlar ve araştırmalara yer vermeyeceğim.
Ülkemizde genç nüfus önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Ülkemiz gençleri bugün medya ve televizyon başta olmak üzere eğitimsizlik, referans alınacak kişiliklerin yanlış seçilmesi, toplumsal etkenler, ailevi etkenler ve arkadaş ortamı gibi birçok önemli faktörün etkisi altında kalmaktadır. Bir önceki nesilden alınması gereken tecrübeler, bilgiler bugün genç nesle aktarılamamaktadır. Gençlerimiz kişisel başarıların yollarını farklı mecralarda aramakta ve bunun sonucunda da defalarca başarısızlıklara uğramaktadır. Bu kişisel başarısızlıkta genç nesilde oldukça önemli oranda motivasyon ve özgüven kaybı yaratmaktadır.
Bugün önemli derecede çoğunluğa sahip birçok gencimizde özgüven eksikliği bulunmakta, bununla beraber kendi işlerini çözemez hale gelmekte ve ezbercilik sistemine mahkum olma yolunda yaşamını sürdürmektedir. Medya, aile, arkadaşlar, sevdiği kişilikler, toplum, okul gibi etkenler kişiye neyi ezberletiyorsa kişi o yönde ilerlemeye mahkum duruma düşmüş ve kendi kendine çözüm üretemez hale gelmiştir.
Gençlerimiz en verimli yaşlarında meraklarını farklı yönlere çevirerek eğitim ve kişisel gelişimleri bakımından bihaber yaşamaktadırlar. Genç neslin bugünkü yaşam tarzını araştıracak olursak ortaya ileride ciddi anlamda sorun çıkaracak verilerin biriktiğini görmüş olacağız.
Bir genci ergenlik ve gelişim çağından itibaren araştırmaya baktığımızda, kişinin yaşamını kendini geliştirmek adına olmadığını, gelişimi istese bile yanlış yöntemleri seçtiğini açıkça görmekteyiz. Öğrenci bu dönemlerde son derece çevresine ve çevresinin kendi ile ilgili fikirlerine bağımlı olmakta ve kendi kişiliğini çevresine göre şekillendirmektedir. Bulunduğu ortam ve çevre kişiyi o an ki başarılar zincirinden alması gerekiyorsa, öğrenci hedefi olan başarıyı bir anda unutup çevresine odaklanmaya başlıyor. Bu aşamada arkadaş ve yakın çevrenin oldukça önemi ortaya çıkıyor. Gençlerimiz bu çağlarda özellikle Ar-Ge faaliyetlerinden yoksun bir şekilde yetişiyor ve bu eksiklik zamanla bağımlılık haline geliyor ve ortaya ezbercilikle beraber hazır bilgi faktörü çıkıyor. Devletimizin gençlere teşfik konusunda inanılmaz yatırımları söz konusu olmuştur. Bugün hala devletimiz genç girişimcilerine yeter ki üretin mantığı ile yaklaşmasına rağmen bu teşvikleri ciddi anlamda değerlendirecek genç girişimciler çok az sayıda bulunmaktadır. Devletimizin bu konudaki araştırma ve çalışmalarını ciddi oranda toplum nezlinde sabitlemeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. İhtiyaca göre okullarda eğitim müfredatlarında özellikle Ar-Ge tarzı derslerin geliştirilmesine ve bu derslerin en önemli ve en zorunlu dersler haline gelmesinde toplumsal anlamda bir çalışma yapılması gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü bir öğrenci temelde hazır bilgiye alıştığında, gelecekte edindiği meslek ile ilgili sahada bir sorun ile karşılaştığında bu hazır bilgiyi elde edebilecek makamı bulamıyor. Dolayısı ile kişide mesleğine karşı güvensizlik ve cesaret eksikliği meydana geliyor.
Bence bugün özellikle lise çağındaki öğrencilere 1. Öncelikli olarak verilmesi gereken en büyük ders araştırma ve geliştirme dersidir. Bir kişiye bilgi aktarımı yapmadan önce, bilgiyi nasıl alması gerektiği, eksik kaldığı yerlerde hangi kaynaklardan ne şekilde araştırması gerektiği öğretilirse, öğrenci bazı temel derslerinde ve eğitim hayatında başarısız olsa bile, gelecekte herhangi bir şekilde edindiği meslek ile ilgili sorunlarının araştırılması ve geliştirilmesi problemini rahatlıkla çözecektir.
Diğer bir faktör ise öğrencinin gelişim sürecinde yanlış tercihler yapmasıdır. Bu tercihler gerek öğrencinin bir hayat amacının olmaması, gerek ailenin gelişime ve geleceğe dair bir fikir üretememesi gibi konulardan dolayı kişi üniversite çağında hangi bölümü okumak istediğini kestirememektedir. Sonuç itibariyle isteksiz seçilen bir bölümü okumak zorunda kalmaktadır. Orta ölçekli bir iş veren olarak reklam sektöründe yaşadığım bir sıkıntıdan bahsetmek isterim. Bugün Grafik Tasarım mesleği resmi olarak okutulmaktadır. Geçmişte çok ta fazla bir önemi olmayan bu görsel tasarım mesleği günümüzde geçerli ve geleceği olan bir meslek haline gelmiştir. Bugün birçok üniversiteyi grafik bölümünde bitirmiş öğrenci iş hayatına atıldığında başarısızlıklarla karşılaşmaktadır. Bu durumun en büyük sebebi ise kişinin temelde bir hayat amacının olmayışı ve bu bağlamda eğitimini nasıl alacağını bilmemesinden kaynaklanmaktadır. Okul, öğrenciye sadece temelde pratik bilgiler verir, okul öğrenciye grafik tasarım programların nasıl kullanılacağını, teknik terimlerin ne işe yaradığını zaman zaman da deneyerek öğretir. Ancak okul asla bir müşteriyle birebir ilişkiye geçerek, işlerin kurumsal anlamda hazırlanmasını, müşteriye beğendirme aşamasını, hatalı işin nasıl telafi edileceği ya da sektöre göre nasıl bir görsel şölen hazırlanacağı konularını okul asla öğretemez ki zaten okulun bunu öğretmesi mantıksız olurdu. Tüm bu olumsuz etkenler sonucunda da ülkemizdeki genç işsizlik nüfusunun artışı sorunu ortaya çıkmaktadır. Kişinin bir üniversiteden aldığı diplomadan çok, aldığı diplomanın hakkının vermesi önemlidir. Üniversite mezunu bir grafik tasarımcı bugün iş hayatında bir katalog tasarlayamıyorsa o diplomanın ve kişiye getirdiği üniversite mezunu ünvanının hiçbir önemi yoktur.
Bu bağlamda gençlerimizi her şeyi devletten beklemekten vazgeçmeye çağırıyorum. Bugün televizyonlarda gazetelerde görüyoruz, üniversite mezunuyum ama işsizim diye. Ancak hiçbir kişi de yapabildiklerine, kişisel yeteneklerine ve piyasa koşullarına bakmıyor maalesef. Bir diğer örnek ise yazılım sektöründedir. Bugün hala binlerce öğrenci, tez verme dönemleri geldiğinde tüm günlerini yazılımcı firmalara gidip parası karşılığı proje geliştirme hizmeti almaktadırlar. Sonrasında firma tarafından yapılan projeyi okulda hocalarına gösterip diploma sahibi olmaktadırlar ve sonrasında da gerçek zamanlı piyasaya çıktıklarında işsizlikten yakınmaktadırlar.
Peki hayat amacı nedir. Hayat amacı insanın bu dünyada bireysel anlamda yaşama tutunma amacıdır. Hayatın amacı sadece yeri ve zamanı geldiğinde yaşamını yitirmek değildir. Yaşam amacı ileride bir aile kurmaktır, bu aileyi mesleği doğrultusunda geçindirmek olmalıdır, yaşam amacı bundan 10 sene sonra bir şirketi yönetmek olmalıdır. Bugün burada toplanan tüm genç arkadaşlarımızın bir amacı var. Bizler bugün burada bu ülkeye hizmet etmeyi amaçlıyoruz, bir gün belki il gençlik kolları başkanı olmak istiyoruz, yarınlarımızda ise bu ülkeyi yöneten bir başbakan olmak istiyoruz belki de. Yaşam amacı tam olarak budur. Her bireyin kişisel hedefleri olmalıdır ve bu hedeflerde başarı imkanını yakalamak için kişisel gelişim şarttır. Yöntemler, kararlar, zevkler, seçimler iyi değerlendirilmelidir.
Yaşam amacı olmayan bir gencin hayatını gözlemleyecek olursak, kişi en az yılda bir defa iş ve sektör değiştirmektedir. Hal bu ki bir kişinin seçtiği sektörün zorluklarına ve gelişim sürecine alışma süresi 1 yıldan daha fazladır. Bu bağlamda gençlerimiz iş alanlarında çabucak sıkılmakta, iş yerlerindeki koşullardan etkilenmekte, hatta bazı noktalarda kişisel gelişimlerini gölgeye düşürüp basit konular yüzünden gurur faktörünü ön plana çıkarmaktadır. Bu da kişinin iş hayatında ki gelişim sürecini son derece etkilemekte ve kişinin yine kendine olan öz güvenini köreltmektedir.
Bugün bir genç rahatlıkla mevki anlamda kendisinden daha yüksek bir kişiyle ikili görüşme içerisine girebilmelidir. Ancak genç neslimizdeki yetersizlik duygusu kişiyi bu anlamda etkilemektedir. Hayatın her döneminde ve noktasında iletişim çok önemli bir yer edinmektedir. İletişim konusuna en açık ve net örnek partimizdedir. Yakın tarihe bakacak olursak 2001 yılında kurulmuş yeni bir siyasi parti ve 1 yıl gibi kısa bir sürede inanılmaz bir örgütlenme sayesinde iktidar başarısını elde eden Ak Parti. Burada örgütlenmeyi en sağlam anlamda şekillendiren en büyük faktörün iletişim olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda hayat amacı, yaşam amacı olan kişilerin bu ülkede bugün hangi noktada olduklarını açık ve net şekilde görüyoruz. Aradaki tek fark yöntem ve arzulardadır. Başka bir örnek vermek gerekirse kişisel azmini son derece beğendiğim bir diğer kişi Ahmet Nazif ZORLU. Bugün bir holding sahibi. Fikir ve görüşleri ne olursa olsun ticari hayatına 15 yaşında başlamış, okul hayatı sona ermiş, arkadaşları üniversite’de mezuniyetlerini kutlarken Ahmet Nazif Zorlu 25 yaşında fabrikasını açmış. Bu örnekler doğrultusunda söylemek istediğim şey şudur. Bir insan inandıkları uğruna her şeyi başarabilir. İnanç bu dünyadaki en büyük kaynak ve enerjidir. Kişi başarıyı hedefliyorsa önce inanmalıdır. Tabiki inanmanın da riskleri vardır. Buna kısa ve yüzeysel bir örnek olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ni verebiliriz. İnsan bazen de inandığı şeyler uğruna rezil olabiliyor…
Peki sorun farkındalık noktasında nasıl çözülüyor. Birinci faktör ve bence en önemli faktör hayal gücüdür. İnsan ancak ve ancak düşünebildiği kadardır. İnsan kendi sınırını kendisi koyar aslında. Geçenlerde televizyonda Türkiye’nin en başarılı spikeri seçilen Ece Üner’in bir sözü aslında söylemek istediklerimi çok açıkça ifade edebiliyor. “Öğrenmek yaşamaktır, bilmek ölmektir…” Bu söz insan yaşamının nasıl olması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Nasıl ki teknoloji ve dünya şartları sürekli gelişiyor ve değişiyorsa, insan yaşamındaki bilgiler de bu orantıda değişiyor ve gelişiyor. Öte yandan zaten dünya gelişimini tamamlamış olsa idi yaşamın da bir amacı kalmazdı diye düşünüyorum. Nasıl ki bu dünyada iyi faktörünü anlamamız için kötü faktörünün olması gerekiyorsa, yaşamımızı sürdürmemiz için de gelişim şart oluyor. Bu noktada kişiler kendisini her geçen gün geliştirmeli ve bilgi dağarcığını genişletmelidir. Nasıl ki biz bugün burada her toplantıda olduğu gibi yeni bilgiler ediniyorsak yaşamımızda tüm alanlarda da her gün yeni bilgileri deneyimleyip kişiliğimize aktarmamız gerekiyor.
Bu konuyu Yunus Emre’nin bir sözüyle kapatmak istiyorum. Yunus Emre der ki, “İki gününde aynıysa zarardasın demektir.” İnsanoğlu yaşamında değişime ayak uydurmak zorundadır. Değişimle gelişen bir nesile katkıda bulunmak amacıyla…