Hakkımda
Merhabalar
Klasik bir giriş yapmak gerekirse, 1 Temmuz 1988 doğumluyum. İlk öğretimimi Afyonkarahisar’ın Bolvadin ilçesinde geçirdim. Küçüklük dönemlerimi çok iyi hatırlamıyorum, hatıralarımda kalanlar ise, iyi akraba ilişkileri, varlıklı bir dönem ve az sorunlu bir yaşam tarzı. Orta öğrenimimi Bolvadinde başlayıp arada İzmir Torbalı’da geçirerek, Kayseri’de tamamladım. Son derece berbat bir başarı seviyesiyle ortaokulu bitirdim. Gelecekle ilgili hiçbir ideal ve tercihim o dönemlerde olmadığı için, düz mantık olan, en yakın lise neresi sorusuna aldığım cevapla, Kayseri Merkez Ticaret Meslek lisesine başladım. Yepyeni bir ortam, yepyeni arkadaş çevresi ve benim o dönemlerdeki sessiz ve utangaç tavırlarım…
Her lise gencinin olduğu gibi benim de sabit 3 kişilik ekibim vardı
Sınıfta aynı sıralarda oturur, aynı düzenle kopya çeker, tenefüslerde hiç ayrılmaz hep aynı gezerdik. Harçlıklarımızı birleştirip yemeğimizi ve eğlencemizi beraber düzenlerdik. Nitekim, o kadar eğitimsel başarısızlığa rağmen hiç sınıfta kalmadım. Ancak diğer iki arkadaşım ilk sene sınıfta kaldılar ve bir ayrılık söz konusu oldu. Eğitim hayatımın en renkli geçtiği yıl Lise 2 desem yanlış olmaz. Kendimi bir adım daha açtığım, biraz daha açık yaşayabildiğim bir seneydi. Yine yeni arkadaşlar, okul işlerinin verdiği zevk, derslerden kaçarak internet kafede Counter-Strike oynamanın verdiği haz, hepsini yaşadım. Derslerim kötüydü ama tüm hocalar beni severdi, genelde sözlülerle geçerdim. Kötü olmayan tek dersim bilgisayardı. Derken sene doldu, lise 3.’e geçtik. Bu aşama biraz daha sıkıntılı oldu. Nitekim ilk defa aktif bir şekilde piyasada staj döneminde iş hayatıyla karşılaştım. İnsan ilişkilerimi geliştirmek zorunda kaldım. Çok tökezlediğim yer oldu. 3 iş yeri değiştirdim
çünkü Muhasebe bölümü okumama rağmen bilgisayar hocam özellikle bir bilgisayar firmasında staj görmemi istiyordu. İlk firma çok karmaşıktı, işler sürekli yoğun, sürekli havada uçuşan fırçalar, azarlamalar, zaten sessiz bir tipim, iyice bunalmaya başladım. Staj üretimi bile alamıyordum. Bir süre çalıştıktan sonra iş yeri değiştirdim. Bi bıkkınlık gınalık geldi üstüme bilgisayar olaylarından. Muhasebeciye gireyim dedim, o hiç olmadı. Oldu bitti hesap kitap işlerinden nefret ederim. Neticede tekrar bir bilgisayar firmasına girdim. Hedef bu seneyi tamamlamaktı sorunsuz şekilde. Bu yüzden de maaş olaylarına takmadan stajımı devam ettirdim. Stajım bitti, lise bitti, sorumlu geçtim ama derslerimi de verdim ve diplomamı aldım. O sene sınavsız geçiş hakkımı kullanma imkanım olmasına rağmen ve yavaş yavaş da kafamda ideallerim netleşmeye başlamasının da etkisinde kalarak İzmir’e gelmeye karar verdim. Tek hayalim iyi bir teknik servis’te bilgisayar onarım tamir bakım vs. işleri yapmaktı. İzmire geldiğimde babamdan bir defa 20 lira harçlık aldım ve sonra hiç para istemedim. Para kazanmaya başladım, çok küçük paralar ama giderim olmadığı için yetiyordu. Kendimi geliştirdim. Değiştirdim. Ekledim ve çıkardım. İyi yerlere geldim, sorumluluk almaya başladım. Hayalimi bir noktada gerçekleştirmiştim esasında, henüz bıkmamıştım ama o işyeri yıpratıyordu. Sonrasında beraber çalıştığımız ustam kendine işyeri açtı ve bir süre sonra bende işyerinden ayrılıp yanına başladım. Yine bilgisayar üzerineydi. Uzun bir süre çalıştım, yine küçük paralarla sadece ihtiyaçlarımı karşılıyordum. Ama bu hep böyle gitmedi…
O gün geldiğinde sınıf atlamak zorunda olduğumu hissettim. Artık birşeyler yapmalı, bir birikim kazanmalıydım. Bende çok hoşuma giden bir huy vardır. İnat ettiğim bir meseleyi her ne şekilde olursa olsun, eğer odaklandıysam, inandıysam ve heyecanlandıysam mutlaka o olayı çözerim. Web sitesi yapmaya karar verdim. İnternetin vermiş olduğu muazzam güçle evde internet olmadan
kendimi bir şekilde geliştirdim. İyi kötü programlama yapmadan düz HTML şekilde site yapabiliyordum. Bir iki satış bile yaptım. Ama hala bilgisayarcılık yapmak canımı sıkıyordu, artık bıkmış ve doymuştum çünkü. Her gün, “5 dakikada atarsın abi formatı ne olacak sanki…” diyen müşterilere o işin 5 dakikada olamayacağını anlatarak geçiriyordum zamanımı. Bir tesadüf eseri, Gökhan Kırdar – Loopüs Müzik’in bir yöneticisi, sorumlusu ya da freelance personeli, herneyse onunla tanıştım internette. Sohbet muhabbet derken, site konusu açıldı. Gökhan Kırdar o sıralar farklı formatta bir site yaptırmak istiyordu ve sürekli işti. Beni çok heyecanlandırdı. 1.si bir sanatçıya web sitesi yapacaktım, 2.si sürekli işti. Gökhan Kırdar ile birkaç defa telefonda görüştük, sonra netten sürekli irtibat içindeydik. Geceleri sürekli çalışıyorduk ve ilk ASP programlama dili ile yaptığım ilk dinamik siteyi onlara yaptım. Çok zevk aldığım bir iş oldu. Güzel de para kazanıyordum ve kaderimin değişeceği o dönüm noktasına çok az kalmıştı…
İnsanoğlu’nun bir süre sonra yaptığı rutin işlerden sıkıldığını ve hep daha fazlasını ve daha farklısını istediğini gördüm kendimde. Artık o hayalini kurduğum teknik servis işi bana zevk vermiyordu, aksine sinir yapıyordu. Birgün yine bir müşteriye servise gittiğimde, istemeden
kulak misafiri oldum telefon görüşmelerine. Yana yana grafiker arıyorlar ama özellikli olması şart değil. Photoshop ve Corel bilme şartı koymuşlar. Bende Photoshop bilgisi var ama Corel hiç sevmem de kullanmam da. O an cesaret edip direk atladım, ben biliyorum ben geleyim diye. Ne maaş konuştuk, ne şart ne de başka birşey. Patronun bana söylediği tek şey, yarın sabah şehir dışına seyehate gideceğiz hazırlan demesiydi. Küçük hesaplar yaparak işin mantıklı gelebileceğini düşündüm, önceki iş yerime de çekindiğim için haber vermeden yola çıktım. Ne iş yapacağım konusunda en ufak fikrim yok ama iş hoşuma gitti. Sürekli şehir dışındayız ve sürekli geziyoruz, gittiğimiz yerlerde de sürekli büyük ilgi görüyoruz. Patronumla da aram çok iyiydi. Nitekim ilerleyen dönemlerde belediyelere dergi yaptığımızı anladım ve ona göre kendimi çok kısa zamanda geliştirdim. Yeni programlar yeni yöntemler keşfettim. O esnada inat kavramım da devreye girdi ve çok kısa zamanda batmak üzere olan o reklam şirketine çok ciddi paralar kazandırdım. Şirket içinde patrondan sonraki kişi ünvanını aldım. Sorumluluğu hep sevmişimdir, sorumluluğum vardı, maaşım iyiydi. Her gün patronla biryerlere gider eğlenirdik. Yaşam motivasyonum oldukça iyiydi. Ancak bir süre sonra yine patlak vermeye başladı. Buradaki en büyük sıkıntı iş yeri ortamıydı. Şirket belli bir noktaya geldiği için birsürü insan ve birsürü düşünceyle savaşmak durumunda kaldım. Tabi burada patronun çok yalancı olması da büyük etken. İş ortamından çok soğudum, zarar görmedim ama manevi anlamda çok soğudum. Yaptığım işten soğudum, evimden ayrı kalmaktan soğudum. Bu iş yerinden de yaklaşık 1.5 sene sonra ayrıldım. Ancak buradaki kazancım güzel bir çevre ve iyi bir meslek edinmem oldu. Artık profesyonel değil ama birçok sorunu çözebilecek iyi bir grafiker ünvanını kazanmıştım. Ancak küçük bir detay, sürekli yeni fikirlere yol açtı. Kendi işini bu dalda yapma dürtüsü geldi. Ama hiçbir ticari tecrübe yok, herşey kendiliğinden çözülecekmiş gibi geldi o anda
Zaten o dönemde en büyük hatayı o zaman yaptım. Kredi kartlarım iptal oldu, durduk yere borçlandım. Çevremle ilişkim zedelendi. İnsanların benim azmime olan güveni yıprandı. Bende yıprandım. Uzun soluklu bir deneyimden sonra o maceraya son verdim. Şimdilerde kuzenimle birlikte bir reklam şirketi açtık ve şirkete düzen kurma mücadelesi içerisindeyiz. Zaman zaman hizmet sektörüne olan ilgimin azaldığını ve bu reklam işlerine olan ilgimin de yok olduğunu fark ediyorum. Her an yeni bir dönüşüm değişim geçirebilirim. Ancak daha bilinçli ve daha planlı.
Askerlik, gelirler-giderler, ailevi meseleler, gönül işleri, sağlık…Şuan artık hepsi birer sorun. Bu sorunları göz önünde bulundurup adım atacağım…
Yaşantım bundan ibaret, ama alışkanlıklarıma ve kişiliğime gelecek olursak…
Yukarıda da söylediğim gibi, yeni şeylere olan inadım çok kuvvetli. Hiçbir bilgisayar programı yazma deneyimim olmamasına rağmen, ilk bilgisayar programımı Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne sattım. Çok para kazanamadım ama deneyimim arttı. Bilgisayarcılık, grafikerlik, web tasarımcısı ünvanlarının yanına bilgisayar programcısı ünvanını da eklemiş oldum. Tabi inat kavramı güçlü olunca içinde biraz da cesaret katıldığında başaramayacağınız şey yok. Ardından aynı kuruma ikinci programımı yazdım. Burada biraz daha fazla kazandım. Ardından yine bir tehlikeli ama adrenalinli atak daha
Üniversiteye program yazmış bir kişinin ünvanı bu çevrede biraz fazla dillendirilir. 1-2 sene sonra yaptığım işin başarısını göz önünde bulunduran bir başka firma bir yazılım talep etti ama farklı bir durum. Bu bir bilgisayar programı olmayacaktı. Tamamen yabancı ve en ufak bir fikrimin olmadığı bir işti….
Bir rüzgar türbini üretici firması…Ülkede rüzgar türbinleri yavaş yavaş yayılmaya başlıyordu, bunu o zaman fark ettim. Ancak üreticinin bir problemi var. Bu ürün aşırı rüzgarlarda ya da bazı durumlarda parçalanıyor ya da zarar görüyordu. Bunu önlemek için bir yapay beyne ihtiyaç vardı. Bunu da çözebilecek tek mekanizma mikroişlemci yazılımcılarıydı. Yani bir mikro işlemciyi programlayıp, gerekli elektronik devreyi hazırlayarak orada bir kontrol mekanizması oluşturmak gerekiyordu. Küçüklüğümden beri teknolojiye ve bilime merakım inanılmaz derecede yüksektir. Bu iş beni çok heycanlandırdı. Dediğim gibi hiçbir deneyim ya da fikrim olmamasına rağmen ben bu işi yaparım dedim ve firmaya teklif verdim. Daha ne fiyat vereceğimi bilmeden piyasayı araştırarak teklif verdim ve işe başladık.
Tabi bende bu arada ciddi bir heycan oluştu. Adamlara 45 gün sonra projeyi teslim ederim dedim ama, nereye ediyorsun. Elektroniğin E’inden anlamazsın, PIC nedir bilmezsin, hayatında C#’dan başka programlama dili bilmazsin, kalkıp mikro işlemci programlama yapmaya çalışırsın
Projeye başladım, geceler gündüzler haftalar aylar…Hepsi akıp gitti, ama tabi bu arada reklam işleri de dönmek zorunda. Hem tasarım yap, hem web sitesi yap, hem ödemeleri takip et, hem müşterileri tatmin et, hem de bu 45 günde bitireceğin projenin üzerinden aylar geçmesine rağmen hala projeyi teslim etmeye çalış. Hayatımda ilk defa bilmeyip de sadece merak ve cesaretimle başladığım bir işi bitirememe korkusunu yaşadım ve hatta bırakmayı bile düşündüm. Ama yine o ilahi güç
içimden kendi kendime “salak ne var bunda, üstüne daha çok düşersen yaparsın” gibi bir cümle kurdum ve tekrar motivasyonumu tamamladım. İlk prototipi hazırladım ama, yaptığım ürün onların sorununu çözmüyor, çok daha fazla gelişmesi lazım. Ama şurayı çözdüm
Elektronik elemanları tanıdım, diotmuş, dirençmiş, transistörmüş, işlemciymiş nasıl çalışır nasıl davranır mantığı nedir orayı çözdüm. Mesele programı nasıl yazmaya geldi ki orada çok zorlandım. Çünkü o programı C dilinde yazacaktım ve benim bildiğim tek dil C#’dı. O dilin mantığını anlamak, yapmak istediğin şeyleri o dille yazmak baya zaman aldı. Forumlar, internet siteleri, kitaplar derken projeyi baya geliştirdim. Test sürecinde bir programcının asla yapmayacağı şeyleri yaptım. Ürünün kurulduğu bölgeye giderek doğal ortamdaki tepkileri ölçtüm. Zaman zaman rezil yerlerde yattım, günlerce dağın tepesinde konakladım, 15mt. yüksekliğe tırmandım, hatta o yükseklikten düşme tehlikesi bile geçirdim. Ama bunları yaparken hep zevk aldım, çünkü birşeyi başarmak üzereyim…
Nitekim, o içimdeki ilahi ses hep haklı çıkmıştı, hiç yanılmadı ve bu işte de başarıya ulaştım. Artık bugün ben, iyi bir grafiker, profesyonel bir web tasarımcı, yaratıcı bir bilgisayar programcısı ve üretken bir elektronikçiyim…Bu noktada bu yazıyı okuyanlara şunu söylemek istiyorum. Dünyanın gidişatını takip edip, biraz da hayal gücünüzü kullanarak kendinize idealler belirleyin ve bu yolda hiç çekinmeden olaylara bodozlama atlayın. Özellikle gençler. Çekinilecek hiçbirşey yok. Çünkü bu dünyada imkansız olan tek şey, ölüme çare bulmak gibi birşey. Benim yaptığım şeyler bilgi birikimime göre hep imkansız şeylerdi.
Grafikerlik yaptım, hiçbir grafik eğitimi almadım, hep denedim hayal ettim hayal gücümü uyguladım.
Bilgisayarcılık yaptım, hiç eğitim almadım, pratik piyasada olaylarla kendimi geliştirdim.
Bilgisayar programcılığı yaptım, hiç eğitim almadım, internet ve kitaplar yeterli oldu.
Elektronik olayına girdim, hiç eğitim almadım yine internet ve kitaplar yeterli oldu.
Demek istediğim, başarıda sahip olmanız gereken tek şey, mücadeleci ve girişken bir ruh ve buna oranla cesaret olgusu…
İdeallerim var…
Hizmet sektöründen sıkıldım
birşeyler üretmek istiyorum. Ne olursa olsun elle tutulan bir ürün üretmek…Bizim reklam sektöründe yaptığımız iş şuanda hayal satmak. Zoru başarıp insanlara sanal olan bir hayalden para kazanmaya çalışıyoruz. Oldukça zor. Kafalar uyuşmaz, senin çok yaratıcı olduğu dediğin bir tasarıma müşteri bu ne len diye tepki verir, kimi başı açık kız resmi istemez, kimi kapalı resim istemez, kimisi sen yap birşeyler işte deyip, yaptığın şeyi beğenmez. Yüzlerce insan profili…Bunlarla uğraşmak yordu beni iyice. Bu noktada üretim yapmayı çok istiyorum. Muhtemelen bu üretim, teknolojik anlamda olacak…
İyi bir ilişki istiyorum. İçinde yalan, kibir, fesatlık güvensizlik olmayan, son derece samimi, insancıl ve gerçekçi bir ilişki istiyorum. Sevdiğim, sevildiğim biriyle ömrümü tamamlamak, en az 3 çoçuk sahibi olmak
çevremdekilerle mutlu bir yaşam sürmek istiyorum. Nedendir bilmiyorum, biraz egoistsel bir olayım var. İnsanların benim başarılarımı ve kişiliğimi övmeleri çok hoşuma gidiyor ve mutlu ediyor. Böyle bir yaşamda böyle bir düzende yaşamımı sürdürmek istiyorum…
Dünya turuna çıkmak istiyorum…Yeni yerler, yeni insanlar, yeni profiller yeni atmosferler görmek istiyorum. Benim gibi iki gözü, iki eli, iki ayağı olan uzatmaya gerek yok, kısacası aynı donanıma sahip, ama bambaşka dünyalara sahip insanları anlamak, dünyalarını keşfetmek istiyorum.
Müzik ile ilgilenmeyi çok istiyorum…
Elektro gitar meraklısıyım. Metal müzik severim. Amatör bir grubum olsun, zaman zaman topluluk içinde müzik çalayım istiyorum. Viole, gitar, bateri ve çello çalmayı çok istiyorum. Besteyle işim olmaz
hayatta beceremem ama, mevcut müzikleri, çalıp söylemek istiyorum.
Hafta sonları belli bir grupla, motor yolculuğuna çıkmak istiyorum. Amerikan chupper motorlara hastayım. Deri çeketim ve kıyafetim, ardımda düşüneceğim herşeyi bırakıp sadece zamanın tadını çıkarabileceğim bir çevre ile, görmediğim yerlere motorumla gitmek istiyorum.
Biraz entel, biraz geleneksel olmak istiyorum…Karmaşık bir durum ama, zaman zaman gelenekselci, geleneklere bağlı, belirli çevrelerde ün yapmış mahalle çocukları gibi olmak istiyorum. Mesela “limontepe çocuuuzz lan biz…” ayarında. Bazen de akşamları iş çıkışı sahilde biramı yudumlarken kitap okumayı, esrarengiz şeylerle uğraşmayı, çok ilgilenmeyen şeylerle ilgilenmeyi istiyorum.
Köşe yazarı ya da kitap yazarı olmak istiyorum…Belli bir konuyu, ya da tamamen hayal ürünü olan bir şeyi kitap haline çevirmeyi, kitlelere ulaşmayı çok istiyorum. Belki biraz daha yaşlanınca…
Herşeyden öte de, gerçekten sevilen, sayılan, değer verilen ve bu dünyada hatırlanacak bir iz bırakan ertuğrul çağlar olmak istiyorum…